ÇOCUK VE MÜZİK
Ebru Kesgin
17 Ocak 2011 Pazartesi
UTANMA DUYGUSU AİLE VE İNTERNET
Utanma ve Aile
Bir çok çocuk ailesinden utanır. Çocuklar duygu ve düşüncelerini ifade ederken anne ve babalarından alacakları tepki yüzünden utanırlar ve düşüncelerini kolaylıkla ifade edemezler. Anne ve babasından yaptığı bir tepki sonucun da beklemediği bir davranışını ,tepkiyi gören çocuk , gördüğü bu davranıştan korkarak bir daha aynı davranışı ve tepkiyi görmemek için düşüncelerini ifade etmez. İçine kapanarak ailesinden ve diğer kişilerden geri çekilmeye başlar. Sosyal ortamlarda bulunmaktan korkar. Çünkü aklına yerleşmiş bir düşünce vardır ve bu düşünmeyi kırmakta zorluk çekerler.
Anne baba çocukla iletişim kurarken çocuğun seviyesine uygun olarak konuşmalıdır. Unutmamalıdır ki kendisine göre olan bir davranış çocuğa çok ağır gelebilir. Konuşurken seçtiğimiz kelimeleri günlük konuşma dilinden ayırarak daha seçici davranmalı ve kurduğumuz cümle de çocuğun gururunu ve onurunu zedeleyici kelimeler bulunmamasına dikkat etmeliyiz.
Çocuk aile de gördüğünü sosyal hayatına da yansıtır. Baskıcı ve otoriter bir aile yapısına sahip bir çocuk içine kapanık düşüncesini ifade etmekten korkan bir çocuk olarak yetişir. Bunu sosyal çevresin de arkadaşlarıyla beraberken, okul ortamın da aynı davranışı sergiler. Böyle çocuklar düşüncelerini ifade edemedikleri için başkalarının düşüncelerini kabul eder ve onlara boyun eğerler. Otoriter olmayan bir ailede yetişen çocuk ise daha rahattır. Kendi düşüncesini doğru ya da yanlış olsa ifade etmekten utanmaz.
Anne ve babalar çocuklarının utangaçlığını yenmeleri için onları cesaretlendirmelidirler. Unutulmamalı ki her çocuğun iyi olduğu bir konu ve onu diğer çocuklardan ayıran bir özelliği vardır. Çocukların olumsuz yönleri, yapamadığı davranışları yüzüne vurulmak yerine , daha iyi olduğu konuları destekleyerek onları cesaretlendirerek utanma duygusu yok edilebilir.
Utanma ve İnternet
İnternet kullanımının yaygınlaştığı çağımız da utanma duygusu da git gide daha da azalmaktadır. Kişi karşılıklı olarak söyleyemediği ifade edemediği konuları internet aracılığıyla daha rahat ifade etmektedir. Karşılıklı kurulan iletişim daha da etkili olduğuna inanılsa da, internet aracılığıyla kurulan iletişimde daha rahat ve kendini güven de hissettiği için internet oluyla iletişime geçmeyi tercih etmektedir. Çoğu insan günlük hayatta ifade edemediği davranışları düşüncelerini yani hep içeriye attığı , bastırdığı düşüncelerini internet ortamın da açığa çıkarmaktadır.
İnternet ortamın da çocuk tek bir kişi olduğu ve orası sadece kendi hakimiyeti yani mülkiyeti içerisin de olduğu için çocuk orda kendi kurallarını uygular. İstediği davranışı sergiler. Orda davranışlarını kontrol edecek , yaptığı herhangi bir olumsuz davranışta müdahale edip ceza verecek kimse yoktur. İstediği gibi davranır, gerçek hayattan tamamen kopuk bir kişi olur.
İnternet ortamın da kendine güven gelen çocuk yavaş yavaş utangaçlık duygusundan kurtulur., daha önce içine kapanık olan birey internet ortamın da sosyalleşerek bunu dışa vurur. Yaşamın da değişmeler olur. İster istemez internet ortamın da edindiği alışkanlıkları kendisi farkın da olmadan dışa aktarır. Bu bir nevi kişinin kendi yararına olur. Utanma duygusunu yenmiş ve bunu kendi kendine başarmış olur.
Bir çok çocuk ailesinden utanır. Çocuklar duygu ve düşüncelerini ifade ederken anne ve babalarından alacakları tepki yüzünden utanırlar ve düşüncelerini kolaylıkla ifade edemezler. Anne ve babasından yaptığı bir tepki sonucun da beklemediği bir davranışını ,tepkiyi gören çocuk , gördüğü bu davranıştan korkarak bir daha aynı davranışı ve tepkiyi görmemek için düşüncelerini ifade etmez. İçine kapanarak ailesinden ve diğer kişilerden geri çekilmeye başlar. Sosyal ortamlarda bulunmaktan korkar. Çünkü aklına yerleşmiş bir düşünce vardır ve bu düşünmeyi kırmakta zorluk çekerler.
Anne baba çocukla iletişim kurarken çocuğun seviyesine uygun olarak konuşmalıdır. Unutmamalıdır ki kendisine göre olan bir davranış çocuğa çok ağır gelebilir. Konuşurken seçtiğimiz kelimeleri günlük konuşma dilinden ayırarak daha seçici davranmalı ve kurduğumuz cümle de çocuğun gururunu ve onurunu zedeleyici kelimeler bulunmamasına dikkat etmeliyiz.
Çocuk aile de gördüğünü sosyal hayatına da yansıtır. Baskıcı ve otoriter bir aile yapısına sahip bir çocuk içine kapanık düşüncesini ifade etmekten korkan bir çocuk olarak yetişir. Bunu sosyal çevresin de arkadaşlarıyla beraberken, okul ortamın da aynı davranışı sergiler. Böyle çocuklar düşüncelerini ifade edemedikleri için başkalarının düşüncelerini kabul eder ve onlara boyun eğerler. Otoriter olmayan bir ailede yetişen çocuk ise daha rahattır. Kendi düşüncesini doğru ya da yanlış olsa ifade etmekten utanmaz.
Anne ve babalar çocuklarının utangaçlığını yenmeleri için onları cesaretlendirmelidirler. Unutulmamalı ki her çocuğun iyi olduğu bir konu ve onu diğer çocuklardan ayıran bir özelliği vardır. Çocukların olumsuz yönleri, yapamadığı davranışları yüzüne vurulmak yerine , daha iyi olduğu konuları destekleyerek onları cesaretlendirerek utanma duygusu yok edilebilir.
Utanma ve İnternet
İnternet kullanımının yaygınlaştığı çağımız da utanma duygusu da git gide daha da azalmaktadır. Kişi karşılıklı olarak söyleyemediği ifade edemediği konuları internet aracılığıyla daha rahat ifade etmektedir. Karşılıklı kurulan iletişim daha da etkili olduğuna inanılsa da, internet aracılığıyla kurulan iletişimde daha rahat ve kendini güven de hissettiği için internet oluyla iletişime geçmeyi tercih etmektedir. Çoğu insan günlük hayatta ifade edemediği davranışları düşüncelerini yani hep içeriye attığı , bastırdığı düşüncelerini internet ortamın da açığa çıkarmaktadır.
İnternet ortamın da çocuk tek bir kişi olduğu ve orası sadece kendi hakimiyeti yani mülkiyeti içerisin de olduğu için çocuk orda kendi kurallarını uygular. İstediği davranışı sergiler. Orda davranışlarını kontrol edecek , yaptığı herhangi bir olumsuz davranışta müdahale edip ceza verecek kimse yoktur. İstediği gibi davranır, gerçek hayattan tamamen kopuk bir kişi olur.
İnternet ortamın da kendine güven gelen çocuk yavaş yavaş utangaçlık duygusundan kurtulur., daha önce içine kapanık olan birey internet ortamın da sosyalleşerek bunu dışa vurur. Yaşamın da değişmeler olur. İster istemez internet ortamın da edindiği alışkanlıkları kendisi farkın da olmadan dışa aktarır. Bu bir nevi kişinin kendi yararına olur. Utanma duygusunu yenmiş ve bunu kendi kendine başarmış olur.
ÇOCUKTA UTANMA DUYGUSU
Utangaçlık çok sık görülen bir duygudur. Hemen herkes yeni sosyal durumlarda belirli ölçülerde sosyal kaygı yaşayabilmektedir. Aslında kişinin yeni sosyal duruma ve olası tehditlere karşı gerekli tedbirleri alması açısından adaptif, koruyucu bir özellik olarak da değerlendirilebilir.
Peki neden bazı çocuklar diğerlerine göre daha utangaçtır? Utangaçlığın belirli bir kısmı öğrenilir. Yani, aile çevresi ve kültürel normlar diğer çevrelere göre kişinin daha utangaç görülmesine yol açabilir. Örneğin Çinli çocuklar, İsveçlilere, ya da Amerikalılara göre daha az konuşkandırlar. Bazı aileler çocuklarını sosyal ilişkilerden daha uzak ve çekingen olmaları yönünde yönlendirir ve bu yönde ödüllendirebilirler.
Öte yandan, utangaçlığın biyolojik ve mizaçla ilişkili yönleri üzerine bulgular günden güne artmaktadır. Diğer kişilik türlerine göre utangaçlığın daha fazla genetik özellik gösterdiği görülmüştür. Evlat edinilen çocuklarla yapılan çalışmalar da, biyolojik annenin çocuğun sosyal özellikleri açısından belirleyici olduğunu ortaya koymuştur.
Genel anlamda sosyal kaygıların sürekli olduğu ve kişinin hayatını zorlaştırıcı, ya da engelleyici olabildiğinde sosyal anksiyete bozukluğu (SAB) tanısı akla gelebilir.
SAB’nin bilinen ilk tanımı, Hipokrat tarafından sosyal ortamlarda yüz kızarmasını çağrıştıran eritrofobi ismiyle yapılmıştır. Utangaçlık düzeyindeki sosyal anksiyete, sosyal olarak kabul görmeyi sağlayabildiği ölçüde uyumlu bir özellik olabilmekteyken, aşırı tehdit algısı ve insanlardan uzaklaşmaya neden olabilen sosyal anksiyete işlevselliği önemli düzeyde bozabilmektedir. Günümüzde çocuk ve ergenlerde SAB tanımı içinde, erişkinlerde de olduğu gibi en sık, toplum içinde konuşma, yemek yeme, yazı yazma; partilere katılma; otorite figürleri ile konuşma; sosyal ilişkilere katılma korkusu; sosyal ortamlarda nefes darlığı, yüz kızarması, çarpıntı, baygınlık, titreme, ağız kuruluğu, kaslarda gerginlik, karın ağrıları, ölme isteği ve baş ağrısı gibi fiziksel şikayetler yer alır.
Çoğu anksiyete bozukluğu gibi SAB da sıklıkla çocukluk çağında başlamaktadır. Son yıllarda yüksek görülme oranı ve işlevselliği belirgin düzeyde etkilemesi nedeniyle SAB daha fazla dikkat çekmeye başlamıştır. Erken başlangıcı ve henüz patolojik düzeye gelmeden tespiti ile koruyucu yaklaşımın sağlanması mümkün olabilmektedir.
Yaşam-boyu görülme oranı %13.3’tür (erkekler: %11.1, kadınlar: %15.5) ve kişinin işlevselliğini oldukça olumsuz etkileyen bir psikopatoloji olan SAB sıklıkla ergenlik (13-20, ort:15.5) yaşlarında başlamaktadır. Bu çocukların sosyal becerileri düzeyleri düşük olarak kalır, daha az arkadaş sahibi olurlar, belirgin olarak yalnızlık yaşayabilirler ve çok sayıda aktiviteden uzak dururlar. Bazı olgularda sosyal anksiyete okul korkusuna neden olabilir. Yine bazı SAB olguları, sosyal kaygıları sonucu davranım sorunları, karşı gelme davranışı, alkol ve madde kullanımı gösterebilirler.
Peki neden bazı çocuklar diğerlerine göre daha utangaçtır? Utangaçlığın belirli bir kısmı öğrenilir. Yani, aile çevresi ve kültürel normlar diğer çevrelere göre kişinin daha utangaç görülmesine yol açabilir. Örneğin Çinli çocuklar, İsveçlilere, ya da Amerikalılara göre daha az konuşkandırlar. Bazı aileler çocuklarını sosyal ilişkilerden daha uzak ve çekingen olmaları yönünde yönlendirir ve bu yönde ödüllendirebilirler.
Öte yandan, utangaçlığın biyolojik ve mizaçla ilişkili yönleri üzerine bulgular günden güne artmaktadır. Diğer kişilik türlerine göre utangaçlığın daha fazla genetik özellik gösterdiği görülmüştür. Evlat edinilen çocuklarla yapılan çalışmalar da, biyolojik annenin çocuğun sosyal özellikleri açısından belirleyici olduğunu ortaya koymuştur.
Genel anlamda sosyal kaygıların sürekli olduğu ve kişinin hayatını zorlaştırıcı, ya da engelleyici olabildiğinde sosyal anksiyete bozukluğu (SAB) tanısı akla gelebilir.
SAB’nin bilinen ilk tanımı, Hipokrat tarafından sosyal ortamlarda yüz kızarmasını çağrıştıran eritrofobi ismiyle yapılmıştır. Utangaçlık düzeyindeki sosyal anksiyete, sosyal olarak kabul görmeyi sağlayabildiği ölçüde uyumlu bir özellik olabilmekteyken, aşırı tehdit algısı ve insanlardan uzaklaşmaya neden olabilen sosyal anksiyete işlevselliği önemli düzeyde bozabilmektedir. Günümüzde çocuk ve ergenlerde SAB tanımı içinde, erişkinlerde de olduğu gibi en sık, toplum içinde konuşma, yemek yeme, yazı yazma; partilere katılma; otorite figürleri ile konuşma; sosyal ilişkilere katılma korkusu; sosyal ortamlarda nefes darlığı, yüz kızarması, çarpıntı, baygınlık, titreme, ağız kuruluğu, kaslarda gerginlik, karın ağrıları, ölme isteği ve baş ağrısı gibi fiziksel şikayetler yer alır.
Çoğu anksiyete bozukluğu gibi SAB da sıklıkla çocukluk çağında başlamaktadır. Son yıllarda yüksek görülme oranı ve işlevselliği belirgin düzeyde etkilemesi nedeniyle SAB daha fazla dikkat çekmeye başlamıştır. Erken başlangıcı ve henüz patolojik düzeye gelmeden tespiti ile koruyucu yaklaşımın sağlanması mümkün olabilmektedir.
Yaşam-boyu görülme oranı %13.3’tür (erkekler: %11.1, kadınlar: %15.5) ve kişinin işlevselliğini oldukça olumsuz etkileyen bir psikopatoloji olan SAB sıklıkla ergenlik (13-20, ort:15.5) yaşlarında başlamaktadır. Bu çocukların sosyal becerileri düzeyleri düşük olarak kalır, daha az arkadaş sahibi olurlar, belirgin olarak yalnızlık yaşayabilirler ve çok sayıda aktiviteden uzak dururlar. Bazı olgularda sosyal anksiyete okul korkusuna neden olabilir. Yine bazı SAB olguları, sosyal kaygıları sonucu davranım sorunları, karşı gelme davranışı, alkol ve madde kullanımı gösterebilirler.

Ne yapmalı?
1- Çocuğunuzun özelliklerini tanıyın ve onu bir bütün olarak kabul edin. Onun tüm ilgi alanlarına ve duygularına hassas olmak ve kabul edici (daha az eleştirel) yaklaşım onun özgüvenini arttırmak açısından ilk adımlardan biridir.
2- Özgüvenini arttırın. Utangaç çocuklar sıklıkla kendileri hakkında olumsuz düşüncelere sahiptir ve insanlar tarafından kabul edilmediklerini düşünebilirler. Onların becerilerini keşfetmelerine ve geliştirmelerine rehberlik edin. Kendini iyi hisseden, özgüvenli çocuklar nadiren utangaçlık hissederler.
3- Sosyal becerilerini geliştirin. Onun sosyal ilişkilerde yaşadığı zorlukların nedenlerini araştırın. Uygun “sosyal beceri sözcükleri”, “sosyal beceri yöntemleri” konusunda yol gösterin. Küçük yaşlardan itibaren sosyal ortamlara (ör, spor kulübü, dans okulu, tiyatro vs.) girmesini ve sosyal becerilerini geliştirme fırsatı bulmasını sağlayın.
4- Yeni ortamlara alışması/ısınması için fırsat verin. Tehdit edici olarak algıladığı bir ortama girerken aşırı zorlayıcı olmamaya dikkat edin, oraya alışabilmesi için zaman verin ve olumlu özelliklerine (çocuğa ve ortama ait) dikkat çekin.
5-Yardım almayı ihmal etmeyin. Genellikle kronik ve dirençli bir özellik olduğundan ve daha şiddetli olgularda kaygılarla baş etmek çok zor olabildiğinden, biyopsikososyal iyilik halinin devamı, temini için gerekli olduğunda psikiyatrik, psikolojik yardım fırsatlarını araştırın.
1- Çocuğunuzun özelliklerini tanıyın ve onu bir bütün olarak kabul edin. Onun tüm ilgi alanlarına ve duygularına hassas olmak ve kabul edici (daha az eleştirel) yaklaşım onun özgüvenini arttırmak açısından ilk adımlardan biridir.
2- Özgüvenini arttırın. Utangaç çocuklar sıklıkla kendileri hakkında olumsuz düşüncelere sahiptir ve insanlar tarafından kabul edilmediklerini düşünebilirler. Onların becerilerini keşfetmelerine ve geliştirmelerine rehberlik edin. Kendini iyi hisseden, özgüvenli çocuklar nadiren utangaçlık hissederler.
3- Sosyal becerilerini geliştirin. Onun sosyal ilişkilerde yaşadığı zorlukların nedenlerini araştırın. Uygun “sosyal beceri sözcükleri”, “sosyal beceri yöntemleri” konusunda yol gösterin. Küçük yaşlardan itibaren sosyal ortamlara (ör, spor kulübü, dans okulu, tiyatro vs.) girmesini ve sosyal becerilerini geliştirme fırsatı bulmasını sağlayın.
4- Yeni ortamlara alışması/ısınması için fırsat verin. Tehdit edici olarak algıladığı bir ortama girerken aşırı zorlayıcı olmamaya dikkat edin, oraya alışabilmesi için zaman verin ve olumlu özelliklerine (çocuğa ve ortama ait) dikkat çekin.
5-Yardım almayı ihmal etmeyin. Genellikle kronik ve dirençli bir özellik olduğundan ve daha şiddetli olgularda kaygılarla baş etmek çok zor olabildiğinden, biyopsikososyal iyilik halinin devamı, temini için gerekli olduğunda psikiyatrik, psikolojik yardım fırsatlarını araştırın.
http://www.donusumkonagi.net/makale.asp?id=5025&baslik=cocuklarda_utangaclik&i=utanma_duygusu
FACEBOOK ve TWİTTER UTANMA DUYGUSUNU YOK EDİYOR
Facebook ve Twitter gibi paylaşım ağları insanlardaki bazı önemli duyguları yok ediyor. İddianın sahibi ABD'li bilimadamları. ABD’li psikoloji profesörü Miller, 30 yıl boyunca yaptığı araştırmalar sonucunda facebook ve twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinin utanma duygusunu yok ettiğini belirledi.
“İnsanların hayatlarının bütün detaylarını tüm dünyayla paylaşmalarını sağlayan Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım siteleri utanma duygusunu yok ediyor.” Bu cümle, 30 yıl boyunca utanma duygusu üzerine araştırma yapan ABD’li psikoloji profesörü Rowland Miller’ın ulaştığı sonucu özetliyor.
Texas’taki Sam Houston State Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Miller, geçen ay yayımladığı araştırmasında, son yıllarda özellikle gençler arasında utanma duygusunun gittikçe ortadan kaybolduğunu ve bunun en büyük nedeninin teknoloji olduğunu belirtti. İngiliz Times gazetesi yazarı Nicola Pearson, Miller’ın araştırmalarından ve kendi tecrübelerinden yola çıkarak, “Artık hiçbir şeyden utanmıyor muyuz?” başlıklı bir makale yayımladı. Bir gün eve giderken yol kenarında karanlık bir köşede ilişkiye giren bir çift gördüğünü anlatan Pearson, “Beni gördüklerinde utanmıştan çok, onları rahatsız ettiğim için kızmışa benziyorlardı” diye yazdı.
“İnsanların hayatlarının bütün detaylarını tüm dünyayla paylaşmalarını sağlayan Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım siteleri utanma duygusunu yok ediyor.” Bu cümle, 30 yıl boyunca utanma duygusu üzerine araştırma yapan ABD’li psikoloji profesörü Rowland Miller’ın ulaştığı sonucu özetliyor.
Texas’taki Sam Houston State Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Miller, geçen ay yayımladığı araştırmasında, son yıllarda özellikle gençler arasında utanma duygusunun gittikçe ortadan kaybolduğunu ve bunun en büyük nedeninin teknoloji olduğunu belirtti. İngiliz Times gazetesi yazarı Nicola Pearson, Miller’ın araştırmalarından ve kendi tecrübelerinden yola çıkarak, “Artık hiçbir şeyden utanmıyor muyuz?” başlıklı bir makale yayımladı. Bir gün eve giderken yol kenarında karanlık bir köşede ilişkiye giren bir çift gördüğünü anlatan Pearson, “Beni gördüklerinde utanmıştan çok, onları rahatsız ettiğim için kızmışa benziyorlardı” diye yazdı.
Utanmak, tek başınayken hissettiğiniz bir his değil, sosyal bir duygudur. Başka insanların hakkınızda ne düşündüğünü umursadığınızı gösterir” diyen Pearson, Prof. Miller’ın da bu konudaki şu saptamalarına yer verdi: “Twitter ve facebook’ta her düşüncemizi açıklamaya öylesine alıştık ki, gittikçe duyarsızlaşıyoruz ve insanların ne düşündüğünü umursamaz hale geliyoruz. Biri Bizi Gözetliyor gibi yarışmalarda insanların sürekli kendilerini aptal yerine koyup bir de bundan para kazandığını görünce, utanacak bir şey kalmıyor.
http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=131630
ÇOCUK MÜZİKLE HEM EĞLENİRKEN HEM DE ÖĞRENİR
MÜZİKLE TEMİZLİĞİN ÖĞRETİMİ
Müzik yoluyla çocuklara bir çok kavramı öğretebiliriz. Müzikle çocuk hem eğlenirken hem de öğrenir. Çocuğun bütün gelişim alanlarına hitap etmektedir. Sosyal-duygusal,psikomotor,dil , öz bakım becerileri gibi alanlara da müziğin katkısı büyüktür. Öz bakım becerilerinle temizlik kavramı çocuğa müzikle daha güzel öğretilebilir ve kalıcı olması sağlanır.
MÜZİKLE ALFABENİN ÖĞRETİMİ
MÜZİKLE SAĞLIKLI BESLENMENİN ÖĞRETİMİ
MÜZİKLE DİŞ SAĞLIĞININ ÖNEMİ
Çocuğunuza Müzik Dinlettirin!
Müzik çocukların kendini ifade etme yeteneklerini geliştirir, estetik, üretici ve yapıcı düşünme kapasitelerini artırır. Müzikle birlikte disiplin gibi konular çocuğa yavaş yavaş aşılanabilir
İnsan beyni, yapısı ve özellikleri bakımından oldukça karmaşık olup bilim ve teknikteki gelişmeler ışığında sürekli araştırılmaktadır. Batılı psikologlar yaptıkları çalışmalarla bazı insanların eğitim hayatlarında diğerlerinden ne tip dış etkenler sayesinde daha başarılı olduklarını, bazı çocukların diğerlerinden nasıl daha hızlı öğrendiklerini araştırmaktadırlar.
Bu noktada müzikologlar ve tıp adamları ortak çalışmalar yaparak müziğin çocuğun zihinsel gelişimi, eğitim hayatı ve genel bilişsel beyin fonksiyonları üzerindeki etkilerini incelemiş ve incelemeye devam etmektedirler. Yaptıkları genel tespit, müziğin anne karnından itibaren öğrenme gelişim sürecinin bir parçası olduğudur. Bu konuyu önce müziğin gelişim ve öğrenme sürecindeki genel faydalarını açıklayarak, sonrasında “çocuğun yaşı” faktörünü de göz önüne alarak müziğin okul öncesi ve okul yaşı zihinsel gelişim, öğrenme ve akademik performansa etkileri alt başlıklarıyla irdelemek isterim.
Bu noktada müzikologlar ve tıp adamları ortak çalışmalar yaparak müziğin çocuğun zihinsel gelişimi, eğitim hayatı ve genel bilişsel beyin fonksiyonları üzerindeki etkilerini incelemiş ve incelemeye devam etmektedirler. Yaptıkları genel tespit, müziğin anne karnından itibaren öğrenme gelişim sürecinin bir parçası olduğudur. Bu konuyu önce müziğin gelişim ve öğrenme sürecindeki genel faydalarını açıklayarak, sonrasında “çocuğun yaşı” faktörünü de göz önüne alarak müziğin okul öncesi ve okul yaşı zihinsel gelişim, öğrenme ve akademik performansa etkileri alt başlıklarıyla irdelemek isterim.
Müziğin Genel Faydaları
Müzik dinlemenin ve müzikle uğraşmanın faydaları çok boyutludur. Müzik çocukların kendini ifade etme yeteneklerini geliştirir, estetik, üretici ve yapıcı düşünme kapasitelerini artırır. Müzikle birlikte disiplin gibi konular çocuğa yavaş yavaş aşılanabilir. Müzik akademik performansı da olumla etkiler. Okul çağındaki çocukların daha hızlı okumaları; yazma, anlama ve düşünmede öğrenme güçlüğü çeken çocukların eğitimleri; stresin ve sıkıntının azaltılması yine müzikle başarılabilir.
Bilim adamlarına göre müzik, bilişsel düşünme kabiliyetini artırmaktadır. Bilişsel düşünme ile müzik arasında güçlü bir ilişki olduğundan müzikle uğraşanlarda ya da sık müzik dinleyenlerde beyin aktivitesi artmaktadır. Almanya’da Friedrich Schiller Üniversitesinde yürütülmüş araştırmalar sonucunda profesyonel ya da amatör olarak müzikle uğraşan insanların beyinlerinin daha büyük olduğu belirlenmiştir.
Düzenli olarak müzik aleti çalmanın beynin görme, duyma, hareket etme ve koordinasyonla ilgili bölümlerinin büyümesini sağladığını tespit edilmiştir. Araştırma çerçevesinde, müzikten anlamayan ve müzikle amatör veya profesyonel olarak ilgilenen kişiler seçmişlerdir.
Müziğin Bebek Gelişimine Etkileri
Bilim adamlarına göre müzik, bilişsel düşünme kabiliyetini artırmaktadır. Bilişsel düşünme ile müzik arasında güçlü bir ilişki olduğundan müzikle uğraşanlarda ya da sık müzik dinleyenlerde beyin aktivitesi artmaktadır. Almanya’da Friedrich Schiller Üniversitesinde yürütülmüş araştırmalar sonucunda profesyonel ya da amatör olarak müzikle uğraşan insanların beyinlerinin daha büyük olduğu belirlenmiştir.
Düzenli olarak müzik aleti çalmanın beynin görme, duyma, hareket etme ve koordinasyonla ilgili bölümlerinin büyümesini sağladığını tespit edilmiştir. Araştırma çerçevesinde, müzikten anlamayan ve müzikle amatör veya profesyonel olarak ilgilenen kişiler seçmişlerdir.
Müziğin Bebek Gelişimine Etkileri
Araştırmalar, bebeklerin anne karnındayken 6. ve 7. aylardan itibaren seslere, özellikle de müziğe tepki verdiklerini, anne karnındayken dinledikleri müzikleri doğduktan sonra dinlediklerinde hatırladıklarını göstermektedir. Örneğin, yapılan bir araştırma Brahms dinletilen prematüre bebeklerin daha çabuk geliştiklerini ortaya çıkarmıştır. Müziğin bebek gelişimi üzerindeki etkilerini belirlemek için batıda yapılan pek çok araştırmadan elde edilen sonuçlara göre klasik müziğin anne karnından itibaren bebeklerin psikolojik, bilişsel ve bedensel gelişimlerine birçok olumlu etkiye sahip olduğunu işaret etmektedir. Bunlardan birkaçı şu şekilde sıralanabilir:
Zihinsel gelişimin %85’i 8 yaşına kadar, beyin gelişiminin ise %80’i 3 yaşına kadar tamamlandığından yapılan araştırmalar bu süreçte müziğin çok önemli bir rol oynadığını, zekâ ve beyin gelişimini ilk aylarda beslenmeden sonra olumlu etkileyen en önemli faktörün müzik olduğunu göstermektedir.
ABD’li bilim adamlarının prematüre bebekler üzerinde yaptıkları bir araştırma klasik müziğin iştah açtığını ortaya çıkarmıştır. Bir başka araştırmada ise klasik müzik dinleyen bebeklerin daha çabuk büyüdüğünü ve yaşamlarının ilk yıllarında stresten daha hızlı arındıkları belirlenmiştir. Klasik müzik çalındığında bebeklerin kalp atışları düzene girmiş, nefes alıp vermeleri kolaylaşmıştır.
Bebeğin işitme ve dil ile ilgili kabiliyetleri 0–4 yaş arası tamamlanmakta, dil konuşmanın gelişmemesi zekânın gelişimini de olumsuz etkilemektedir. Hacettepe Üniversitesi Rektör yardımcısı Prof. Erol Belgin de klasik müzik dinletmenin bebek gelişimini olumlu etkilediğini, klasik müzik dinleyerek büyüyen bir bebeğin IQ’sunu 5 puan fazla olduğunu belirtmiştir.
Müzik dinletilen bebeğin hareket kabiliyeti, müziği duyduğunda yaptığı eşlik hareketleriyle küçük kas ve büyük kas gelişimi hızlanmaktadır.
Kısacası, doğumdan üç ay öncesinden itibaren bebeğe klasik müzik dinletmek onun zihinsel, duygusal, fiziksel ve sosyal gelişimini olumlu yönde etkiler, bilişsel zekânın, kulak ve dilin gelişimine yardımcı olur.
Müziğin Okul Öncesi 6 Yaşa Kadar Zihinsel Gelişime Etkileri
ABD’de California Üniversitesinde yapılan araştırmalar 3 ila 5 yaş arası piyano dersi alan çocuklarda fen ve matematik derslerinde başarı getirecek olan mekân-zaman muhakemesinin geliştiği ortaya çıkarmıştır. Klasik müziğin etkilerini yoğun olarak araştıran ve olumlu yönlerini aktif olarak kullanan ABD eyalet bazında çeşitli kanunlarla müziği sosyal hayata sokarak ondan faydalanmaktadır; örneğin Florida’da tüm devlet okullarında arka planda klasik müzik çalınması istenmektedir. Hong Kong Üniversitesinde yapılan bir araştırmada ise 12 yaşından önce en az 6 yıl müzik eğitimi almış çocuklarla hiç müzik eğitimi almamış çocuklar arasında yaptıkları karşılaştırma ile müzik eğitimi alanların kelime dağarcığının diğerlerinden çok daha fazla gelişmiş olduğunu saptanmıştır. “Müzik de tıpkı matematik ya da satranç gibi yüksek beyin fonksiyonları gerektirir. Müzikle uğraşmak aynı zamanda iyi gelişmiş “spatial” zekânın temelini atar.
Müziğin Okul Yaşı Akademik Performansa Etkileri
Müziğin Okul Yaşı Akademik Performansa Etkileri
Okul çağında eğitimde ve akademik performans değerlendirmesinde müziğin etkisi araştırmacıların ilgisini çekmektedir. Bu konuda çeşitli deneyler yapılmış ve yapılmaktadır.
Yapılan bir çalışmada Hurwitz, Wolf, Bertrick ve Kokos adlı dört psikolog müziğin okuma performansına etkilerini araştırmışlardır. Bunun için seçilen öğrenciler iki gruba ayrılmıştır. Birinci gruba haftanın 5 günü müzik dersleri verilirken diğer gruba müzik dersi verilmez. Bir yıl sonra iki grup karşılaştırıldığında ders almayan grubun başarısı %72 iken diğer grupta başarı %88’dir. Bu %16’lık fark müziğin okuma öğrenme performansını artırdığını göstermektedir. Aynı konuda daha sonra da sürdürülen çalışmalar sonucuna göre, daha iyi müzik kulağı olanların daha erken okumaya başladıkları anlaşılmıştır.
Yine, yapılan deneylerde müzik dinletilen ya da müzik dersi verilen öğrencilerin akademik becerilerinde, özellikle de matematikte dinletilmeyenlere göre daha başarılı oldukları gözlemlenmiştir. 1978’de Wolff müzik deneyiminin diğer akademik alanlarda öğrenmeye, başarıya etkilerini araştırmış, bu araştırmasını “Genel öğrenme aktarımı” olarak tanımlamıştır; yani müzik eğitimi almak diğer akademik konuları öğrenmek için zihinsel bir disiplin olarak görev yapmaktadır. Örneğin sosyal bilimleri ritmik bir parçayla öğretmenin standart eğitimden daha etkili olduğu gözlemlenmiştir. Aynı şekilde okuma, kelime öğrenme, paragrafta kelimeyi bütünlük içinde anlamada müzik eğitimi alan 2. 3. ve 4. sınıf öğrencileri daha başarılı olmuşlardır. Matematik ve yabancı dil öğrenimine müziğin etkilerini irdeleyen bir başka çalışma da müzik dersi alan öğrencilerin almayanlara göre bu alanlarda daha başarılı olduklarını desteklemektedir.http://www.ailehaber.com/cocugunuza-muzik-dinlettirin.htm
Yine, yapılan deneylerde müzik dinletilen ya da müzik dersi verilen öğrencilerin akademik becerilerinde, özellikle de matematikte dinletilmeyenlere göre daha başarılı oldukları gözlemlenmiştir. 1978’de Wolff müzik deneyiminin diğer akademik alanlarda öğrenmeye, başarıya etkilerini araştırmış, bu araştırmasını “Genel öğrenme aktarımı” olarak tanımlamıştır; yani müzik eğitimi almak diğer akademik konuları öğrenmek için zihinsel bir disiplin olarak görev yapmaktadır. Örneğin sosyal bilimleri ritmik bir parçayla öğretmenin standart eğitimden daha etkili olduğu gözlemlenmiştir. Aynı şekilde okuma, kelime öğrenme, paragrafta kelimeyi bütünlük içinde anlamada müzik eğitimi alan 2. 3. ve 4. sınıf öğrencileri daha başarılı olmuşlardır. Matematik ve yabancı dil öğrenimine müziğin etkilerini irdeleyen bir başka çalışma da müzik dersi alan öğrencilerin almayanlara göre bu alanlarda daha başarılı olduklarını desteklemektedir.http://www.ailehaber.com/cocugunuza-muzik-dinlettirin.htm
Çocukların Evrensel Dili
Çocuklar Müziğin Evrensel Dilini Konuşuyor…
Birçok uzman bebek bekleyen annelere hamilelik sürecinde bebeklerine klasik müzik dinletmelerini söyler. Müziğin çocuğun gelişimi açısından önemi birçok uzman tarafından kabul edilmiştir. Özellikle çocuğun “ilk çocukluk” döneminde müzik eğitimi önemli bir yer tutuyor. El ve kol becerilerinin önem kazandığı dönemde, çocuğun sosyalleşmesi, el ve kol becerilerini geliştirmesi, yeteneklerini keşfetmesi açısından müzik eğitimine titizlikle yaklaşmak gerekiyor. Müziğin çocuklar üzerindeki etkisini ve doğru müzik eğitimini Doğa Koleji Müzik Bölüm Başkanı İclal Muslu’ya sorduk;
Müzik, çocuk gelişimi açısından nasıl bir anlam ifade ediyor?
Müzik, etkisi bakımından çocukluk döneminde çok önemli bir yerde duruyor. Anne karnından başlayarak doğru müzikleri dinleterek çocuğun beyin gelişimini artırmak, bir başka ifadeyle dahilerin sayısını çoğaltmak mümkün. Ayrıca uzmanlar bir enstrüman çalmanın çocuklar üzerindeki geliştirici etkisinden de çokça söz ediyorlar. Örneğin dört yaşından itibaren verilen piyano eğitimi, çocukların IQ’ sunu en az % 50 oranında artırıyor. Ayrıca parmak ve el arasında koordinasyonun gelişmesi bütünü görmeyi öğretiyor. Bu da çocuğun sınavlarda doğru seçeneği daha kolay yakalamasını sağlıyor.
Sizin öğrencileriniz müzik konusunda hangi aşamalardan geçiyor?
1. ve 2. sınıfta kulak gelişimine önem veriyoruz. Çünkü çocuklar ilk geldiklerinde dinleme konusunda eğitimsiz oluyor. Doğru müziği bilmiyor. Bu sınıflarda yaş gruplarına uygun şarkılarla doğru sesleri çocuklara yerleştiriyoruz. Bu süreçte aynı zamanda çocuğu ve aileyi de tanıyoruz. Her öğrencinin müziğe olan eğilimi, yeteneği ve becerileri ölçülüyor. Bu doğrultuda hangi müzik aletine ya da faaliyetine eğilimliyse ona yönlendiriyoruz. Üçüncü sınıftan itibaren ise öğrencileri koro, keman ve flüt bölümlerine ayırıyoruz. Ancak bir yandan kendimizi de sürekli geliştiriyoruz. Örneğin ders dışı verilen gitar eğitimi, Okay Temiz’in verdiği ritm dersleri ve orff eğitimi normal ders programımıza giriyor.
Müzik eğitiminin yabancı dil öğrenmeye nasıl bir katkısı var?
Okul olarak çok dilli bir yapıyla öğrencilerimizi dünya vatandaşı olarak yetiştiriyoruz. Her yabancı dil, o ülkenin kültürüyle birlikte öğretiliyor. Bu noktada yabancı dillerde söylenen şarkılar, çocukların eğlenerek öğrenmesine de yardımcı oluyor. Ayrıca yabancı bestecilerin, yorumcuların hayat öyküleri ve eserleriyle ilgili yapılan çalışmalarda, yabancı kaynakların kullanılması da öğrencilerin dil öğrenmesine katkı sağlıyor.
Ailelere ne tür tavsiyeleriniz olacak?
Müzik, çocuk gelişimi açısından nasıl bir anlam ifade ediyor?
Müzik, etkisi bakımından çocukluk döneminde çok önemli bir yerde duruyor. Anne karnından başlayarak doğru müzikleri dinleterek çocuğun beyin gelişimini artırmak, bir başka ifadeyle dahilerin sayısını çoğaltmak mümkün. Ayrıca uzmanlar bir enstrüman çalmanın çocuklar üzerindeki geliştirici etkisinden de çokça söz ediyorlar. Örneğin dört yaşından itibaren verilen piyano eğitimi, çocukların IQ’ sunu en az % 50 oranında artırıyor. Ayrıca parmak ve el arasında koordinasyonun gelişmesi bütünü görmeyi öğretiyor. Bu da çocuğun sınavlarda doğru seçeneği daha kolay yakalamasını sağlıyor.
Sizin öğrencileriniz müzik konusunda hangi aşamalardan geçiyor?
1. ve 2. sınıfta kulak gelişimine önem veriyoruz. Çünkü çocuklar ilk geldiklerinde dinleme konusunda eğitimsiz oluyor. Doğru müziği bilmiyor. Bu sınıflarda yaş gruplarına uygun şarkılarla doğru sesleri çocuklara yerleştiriyoruz. Bu süreçte aynı zamanda çocuğu ve aileyi de tanıyoruz. Her öğrencinin müziğe olan eğilimi, yeteneği ve becerileri ölçülüyor. Bu doğrultuda hangi müzik aletine ya da faaliyetine eğilimliyse ona yönlendiriyoruz. Üçüncü sınıftan itibaren ise öğrencileri koro, keman ve flüt bölümlerine ayırıyoruz. Ancak bir yandan kendimizi de sürekli geliştiriyoruz. Örneğin ders dışı verilen gitar eğitimi, Okay Temiz’in verdiği ritm dersleri ve orff eğitimi normal ders programımıza giriyor.
Müzik eğitiminin yabancı dil öğrenmeye nasıl bir katkısı var?
Okul olarak çok dilli bir yapıyla öğrencilerimizi dünya vatandaşı olarak yetiştiriyoruz. Her yabancı dil, o ülkenin kültürüyle birlikte öğretiliyor. Bu noktada yabancı dillerde söylenen şarkılar, çocukların eğlenerek öğrenmesine de yardımcı oluyor. Ayrıca yabancı bestecilerin, yorumcuların hayat öyküleri ve eserleriyle ilgili yapılan çalışmalarda, yabancı kaynakların kullanılması da öğrencilerin dil öğrenmesine katkı sağlıyor.
Ailelere ne tür tavsiyeleriniz olacak?
Çocukların müzik çalışmalarında ailenin desteği ve teşviki büyük önem taşıyor. Okul aile bütünlüğü yakalandığında, çocuklar da başarılı oluyor. Ayrıca müzik çalışmalarında süreklilik ve öz disiplin çok önemli. Bu konuda ailelerin öğretmenlerle sürekli bir iletişim içinde olması gerekiyor
.http://www.dogakoleji.com/DogaPixiePixi/Thread.asp?devam=true&icerik_id=806%20
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






